29 Nisan 2012 Pazar

aşka dair

yeni ayrılanlar bu filmi izlemesin. ya da yok yok hemen izlesinler. kahramanlar ve yaşananlar sizin, komşunuzun ya da arkadaşınızın hikayesi gibi.  sıradan bir adamın sıradan bir ‘aşık olma - terkedilme - acı çekme - gururla aşk arasında can çekişme’ sürecini izliyorsunuz.beni  filmdeki   eşcinsel erkek kardeşin yazdığı mektup etkiledi ve paylaşmak lazım dedim.






----

erkek kardeşin kalp rahatsızlığı olduğu fark edilir. ve ameliyat olması gerekmektedir. yaşama şansı yüzde 50 den azdır. ameliyata girmeden kendine bir mektup yazar. ve mektubu ağbisine verir. der ki "eğer sağ çıkarsam bu mektubu bana geri ver"

" bu mektup bana"

eğer her şey yolunda giderse, bir kaç gün içinde bu mektubu, burada yazılı olan her şeyi yapmak için, asla unutmak istemediğim şeyleri kendime anımsatmak üzere okuyor olacağım.

ilk olarak burdan çıkarsam, koşa koşa yuri nin yanına gideceğim ve ona her şeyi anlatacağım. onu sevdiğimi ve benimle yaşamasını istediğimi, şimdiye kadar sormadığımı çünkü korktuğumu söyleyeceğim. onunla beraber yaşamak ve aynı yatakta uyumak istiyorum. can sıkıntısından sızlanmadan her günün birbirinin aynı olduğunu düşünmeden yaşamak istiyorum. rezil işimden istifa edip elimden geldiğinde çok seyahat etmek istiyorum. bana verdikleri öğrettikleri her güzelliği anneme ve babama anlatmak istiyorum. ağabeyime korkmamasını söylemek istiyorum. birini (eski sevgili o biri) sevmeyi bırakıp en baştan başlayabiirsin..
şu an hissettiklerimi ömrümün geri kalanında hatırlamak istiyorum. kendime bol şans diliyorum. umarım her şey yolunda gider. görüşürüz. herhalde...
 


----



24 Nisan 2012 Salı

mutluluğun resmini

yapabilir misin nar?

yol herkese iyi gelir sanırım.alıp başını gitmeli insan.uzaklaşmalı.cuma gecesi geldiğim bodrum dan bu gece gidiyorum. 5 gündür hissettiğim tek şey mutluluktan güler ruhlu olmak.huzurla dolmak. kendini daha çok sevmek.sevgi denizinde şımartılmak.ne güzel. insan durup durup şükreder mi hayatına. 5 gün öyle şükrettim ben   mutluluktan.



çiçekler kokular güzel sofralar deniz kenarında yürüyüşler salıncakta güneşle kitapla miskinleşmek şaraplar rakılar kahvaltılar mışıl mışıl uykular erken-mutlu  uyanmalar zihninden tek kötü düşünce geçmemesi.aşklarını sevgililerini güzel güzel anma hep kahkaha. resim bu işte. mutluluk gün doğumundan batımına akar gözlerinden kulağından rüyalarından sesinden rüzgar tatlı hatıraları getirir göz bebeklerine güler güler gülersin.



mayonu giyer şapkanı kafana takar parmak arası terliğinle kitabın müziğin biran yemişinle tüyden hafif olursun.atarsın soğuk suya kendini her kulaçta kendinden geçersin..şükretmez mi insan o zaman her şeye öyle şükreder ki keşke der tüm tanıdıklarım da burda olsa.onlar da bu harika karidesi yese onlar da



 kaktüslerin pervasızlığına özense onlar da çiçek toplasa her sabah kahvaltı masasına der durursun.





hayat güzel. tanıdığım herkesi çok çok seviyorum.


sevildiğini görmeli insan şımarmalı arada belki. gülek ablam hayatımın en gerçek insanı.hayatımın en yapmacıksız ilişkisi. canım. iyi ki hayatımdasın..





------



18 Nisan 2012 Çarşamba

18 nisan 2011 idi

şöyle not düştüm o gece 


hayat0 nar1


hayatımın en kara günü olmuştu 7 mart 2011.umarım bir daha öyle bir gün yaşamam. en yüksekte uçarken tepe taklak yere çakmıştı biri beni. habersiz.birden bire. 20 gün rapor aldım psikiyatrist arkadaşımdan .ne uyuyordum ne yiyordum. tüm dünyada sadece ben ve bir de keskin kara mutsuzluk vardı.ölsem de geçse içimden bu acı diye tanrıya yakarıyordum. o heyecanla boyadığım siyah duvar nefes aldırmıyor kara tabutta gibi yaşıyordum. hayatımda ilk defa evde kendi kendime konuşuyor sadece "nasıl yapabildin bunu? ve "nasıl kıydın bize" diyordum defalarca. bazen öyle nefessiz kalıyordum ki kendimi yürüyüşe atıyor durmaksızın yürüyordum. tüm yakınlarım kaygı ile üzüntü ile izledi beni. annem babam telefon açıp "rüyamda seni görüyorum çok kötü görüyorum neler oluyor" dediğinde böğüre böğüre ağladığımı da hatırlıyorum. benim için ne saatin ne günün ne paranın ne ortak borcumuzun ne dünyada olan bitenin önemi vardı. çok sevdiğim abla dediğim arkadaşlarım her gün beni arıyor sesimi kontrol ediyorlardı. sonunda beni ikna ettiler ve alanya'ya gittim. iyi geldi bir derece alanya ama yine de ne uykum ne yeme düzenim ne hayatım eskisi gibi değildi. alanya dan döndüğüm gün eve girerken artık o evde yaşayamayacağıma karar verdim.ve 2 gün sonra 18 nisan2011 de bu eve taşındım. ev pisti.uzundur oturulmayan bir evdi. büyüktü. kendim temizlemek istedim hayata dönmek için dünya işleri ile uğraşırsam  bana iyi gelir diye düşündüm. herkesin hayatında sihirli seneleri vardır.takvimleri. benim için bu tarih 18 nisan 2011 idi. tepetaklak yere çakılışımdan sonra kırılan kanatlarımı onarma zamanımın başlangıcı. 


ondan sonra her şey çok güzel aktı. 1 eylül de yengemin ölümünü saymaz isem aşağı indikçe büyüyen kar yumağı gibi huzura ilerledim.diyebilirim ki ilk kez hayatımda huzurun varlığını duyumsadım.öyle bir haldi sözünü ettiğim.


toparlanmamı sağlayan  herkese iyi gelen "zaman" değildi. o taşınma kararı idi.bu ev idi. o yüzden bu tarih ve bu ev benim hayatımda hep özel gün olarak anılacak.


bana bunları yaşatan o insan evladını hiç özlemiyorum desem abartmış sayılmam.onunla geçirdiğim o muhteşem zamanı_ hayatımın en güzel olduğum dönemlerini_ özlediğim oldu belki ama onu hiç özlemiyorum artık. ona kin nefret falan da duymadım hiç. adam gibi gitmediği için gözümde saygınlığını yitirdi.değersizleşti. 


diyeceğim şu ki başımıza her ne gelirse gelsin eğer biz yoksak hiç bir şey yok.pes etmek ayıp! hayatımızı hiç bir fırtınaya kaptırmamak dümeni kimseye bırakmamak bu hayatta ilk şart bence.


murathan mungan ın dediği gibi;


"kundak ile kefen arasındaki şeyin adı ömürdür,hayat değil.hayatı biraz da kendimiz yaparız" 




18 nisan 2011 de hayatı kendimizin yapacağını çok net gördüm.



17 Nisan 2012 Salı

ya o benim ki değilse?




dün akşam ud kursum berbat geçti. hatta tüm akşamım ve gecem. mutsuz koydum yastığa başımı.mutsuz da uyandım. cinsim evet. ben böyleyim düzelmem de sanırım. sonu iyi bitti ama. tamam durun başından anlatayım.

şevkle gittim yine ud kursuna.hocama bayılıyorum. hayranım  onun tutkusuna.tarzına. sesine.bir konuyu anlatma biçimine.asaletine. 2011 biterken başıma gelen en güzel şeydi onunla tanışmak abartmıyorum. neyse işte. gittim her zaman ki gibi güler yüzlü kocası karşıladı beni aşağı müzik odasına kadar eşlik etti. sonra hocam her zamanki ışık saçan melek yüzüyle kahvemizi yaptı.sohbetimizi ettik.ardından benim ud'uma akort yaptı dersin başında her zaman yaptığı gibi.kendi bestesini çaldı o tatlı sesi ders öncesi beni kendimden geçirdi. güzelce başladık derse.

ama sonra işte oldu olan.hocamın 2 ud var odasında o da zaman zaman eline alıp bana bazı şeyler gösteriyor.dün akşam 3.ud çıkmış ortaya.öğrencilerine gerektiği zaman verdiği ud imiş.öğrenci ile işi bitmiş ve yeniden hocama gelmiş.ve o ud benimkinin aynısı.tıpkısı.ankara da meşhur bir albay var onun yaptığı ud ikisi de. derse başladıktan bir 10 dakika falan sonra hocam "udlar karışmış sanırım bu ud senin olabilir" dediği an da ikisini yan yana getirip de kendimin ki hangisi diye emin olamayınca nasıl olduğumu tarif etmem olanaksız.zaman ilerleyip yok bu senin yok o senin yok bu benim sesleri ile havası sönmüş balon gibi kalakaldım öylece. derse devam ederken elimdeki ud ile karşıda hocamın elindeki ud dışında bir hayat olmadı o an dan sonra. ve derse devam edemedim.

oldum olası nefret ederim ben doktorum diyenden.benim arabam diyenden.benim evim benim sevgilim benim bahçem benim yazlığım. itici gerçekten sahip olduğu her ne ise onunla kendini var eden insanlar. ama bu öyle bir şey değildi. o benim udumdu evet. ben dokundum.ben sarmaladım.parmak izlerimden ruhum geçti ona.lal oldum sesim çıkmadı. hocam şaşırdı ne oldu sana diye. kadıncağız öyle tatlı ki "üzülme lütfen denersin bakarsın o ud seninki değilse yeniden değiştirirsin olmadı bunu da sana veririm bile dedi kadın.ama ben düzelmek yerine daha kötüye gittim. derse devam edemeyecek kadar. bir ara hocam beni rahatlatmaya çalışırken gözyaşlarımı burnuma verdiğimi hatırlıyorum.tuhaf bir ruh hali. saçma gelebilir size.yazarken şimdi bana da tuhaf geldi.ama olan bu idi akşam.

ders yapamayınca diğer ikinci saatte iki udu inceledim. ve sonunda hocamın o senin değil sanırım dediği udu bu benim diyerek (yarım saatten fazla sürdü elleme yoklama bakma) kılıfına koyup kendimi dışarı attım.hocamdan defalarca özür dileyerek. arabaya giderken hadi ağla madem dedim yalnızsın bu defa yaş çıkmadı iyi mi? ağlasam rahatlayacam içimdeki o kavrukluk geçecek belki ama yok arkadaş yok gözyaşlarım melih gökçeğin fiskiyelerinden birinde tıkılıp kalmış.

eve geldim.açım. ama yutacak çiğneyecek halim yok o derece berbatım..udumu kılıfımdan çıkarmadan koltuğa attım.bilgisayarı açtım. içimi bir arkadaşıma açtım. rahatladım biraz onunla sohbete devam ederken udu kılıfından çıkardım. biraz daha iyiydim. sonra arkadaşla sohbete devam ederken unutmuşum ud olayını.ne zaman iyi geceler deyip vedalaşınca odama giderken yine aynı öksüzlük.sabah da sevimsiz uyandım.

sabah işe giderken  aklıma meriç lerin bana geldiği gece geldi. o gece ud ile yakından fotoğrafımı çekmişlerdi. o fotodan desenlerden benim udumu kesin ayırt ederim dedim ve nitekim aynen öyle oldu.canım arkadaşım meriç  :) sayende neşem yerine geldi. iyi ki çekmişsiniz o fotoyu. bundan sonra fotoğraf çektirme fobimi yeneceğim her saniye fotomu çektireceğim dedim:)

ve hocamın bile ayırt edemediği udlardan benim olanı seçip eve getirdiğim için uduma sadakatımı kanıtladığım için inanılmaz mutlu oldum.

bitti tamam. dağılabiliriz:)





16 Nisan 2012 Pazartesi

closer







dürten film. tehlikeli sularda yüzen film.

defalarca izlenesi bir film aynı zamanda.

filmi izleyen okusun artık!



2 erkek 2 kadın 3 ilişki 1 tane de olduğu söylenen ama bence olmamış olan bir cinsel ilişkinin filmi..(alice ve larry yatmadı lan!)  tabi biz hep üçgen ilişkilere alıştığımız için hani bir erkek iki kadın.ya da bir kadın iki erkek. bu okey gibi dört kişi arasında gidip gelen bir ilişki. durun okey demeyelim de briç diyelim biz ona basit akmıyor zira okey gibi. bitmiş de okeye dönen hiç bir kahraman yok. konu aldatma, zaaflar, kararsızlıklar, ilişkiler.. hakikat peşinde koştuğu sanılan ama hakikat çukurunda yok olan ölüm ilanı yazan erkekle, kendine uzak ne istediğini bilmeyen, hakikatı fotoğrafı çektiği insanların yüzünde yakalamaya çalışan kadın. iki güçsüz karekter. ikisinin de ömür boyu huzuru ve mutluluğu bulması imkansız gibi görünüyor.






film bu iki ezik iki şapşal anna ve dan ikilisinin güçlü sevgilileri; ne istediğini ya da ne istemediğini bilen alice ve larry arasında çok sağlam çok gerçek diyaloglarla yerden yere vuruyor. tehlikesi burada başlıyor işte.

film boyunca acaba hangi kahraman daha mağdur, hangisi daha aşık, hangisi daha kararlı, hangisi daha tutkulu gibi bir dolu sorular sormak istiyorsunuz ama film sürekli ters köşeye yatırdığından hızlı aksiyonla ilerlediğinden tüm soruları film sonuna erteliyorsunuz.







sanatla uğraşan anna ve dan'ın (bu arada dan tam o dangalak karektere uygun bir ad bravo!) daha kararsız ve güçsüz olması tesadüf mi bilinmez, gerçi insan psikolojisini iyi inceleyelim diye "tesadüf" lerden çok yararlanılmış filmde. belki de tiyatro oyunundan beyazperdeye aktarıldığı için öyle kurgulanmış bilemeyeceğim ama yönetmen mike nichols çok mükemmel bir iş çıkarmış bence.









 özellikle doktor larry'i oynayan clive owen adeta döktürmüş. baştan sona film boyunca kötü karekter gibi vahşi ve şehvet düşkünü biri gibi görünen doktorun başarısının filmi aslında . dermatolog değil de psikiyatri uzmanı gibi anna ve dan'ın zayıflıklarını labirentlerde gezdirdi ama alice ile bunu başaramadı. alice filmde en özgün en radikal en sağlam karekterdi bu arada. dördü arasından alice her durumda tek geçilir. benim kahramanım hep alice idi. bunu belirtmeden geçemem elbette.





---
dan - seni seviyorum
alice -hani nerede sevgin? göster bana. bu sevgi nerede? göremiyorum! dokunamıyorum! hissedemiyorum!. sadece işitiyorum.
---
dan-bana gerçeği söyle
alice-neden?
dan-çünkü gerçek olmadan hayvandan farkımız yok!

filmi seneler evvel izledim. nedense çok beğendiğim filmleri anlatma konusunda evladına iğne yapamayan doktor anne gibiyim. panikliyorum filmi eksik anlatacağım diye ne yazsam tam anlatmamş olacağım sanki. filmi dün tesadüfen yakalayınca dijitürk te bu defa yazmam gerekli gibi hissettim.







closer içinden oyunlar çıkarabileceğiniz bir film. mesela uzun kış gecelerinde tabu oynar gibi filmi izlemiş arkadaşlarınızla ile saatlerce bu film hakkında eğlenceli sohbetler çıkarabileceğiniz film. malzemesi bol film kısaca. ve filmin başına ve sonuna yerleştirilen o muhteşem şarkı ve muhteşem yürüme sahnesi duvara karşı filminin biber dolmalı rakılı sahnesi gibi defalarca ve defalarca izlenen sahnelerinden. 









15 Nisan 2012 Pazar

sen gerçek misin buika?




radikal de şöyle bir söyleşi buldum.


-----kopyaladım yapıştırdım..



İspanya'da bir göçmen kızı olarak yaşamak ve tam da diktatörlükten demokrasiye geçiş döneminde büyümek nasıldı? 

Aslında tuhaf bir çocukluk yaşadım. Birinci tuhaflık, göçmen olmaktı. İkincisi ise doğduğum yerde kendimi göçmen gibi hissetmek. Ben İspanya' da doğdum; başka memleket bilmedim. Fakat bana hep sanki oralı değilmişim gibi davrandılar. Bu, oldukça tuhaf bir histi. Çünkü ben zaten İspanyolum. Ama elbette, özellikle yabancı düşmanlığının da yaygın olduğu o dönemde İspanyolların çoğuna göre bir yabancıydım. Oysa ben ne Afrika'yı  ne de Ekvator Ginesi’ni tanıdım; hep İspanya’daydım.

Yeteneğini nasıl keşfettin? Ailende müzikle ilgilenenler var mıydı? 

Biz Afrikalıyız. Afrikalılar daima müziğin içinde yaşar. Öte yandan İspanya da müzikle iç içe bir ülke. Tıpkı Türkiye  gibi... Müzik, eğlenceden öte; hissetmenin, yaşamanın bir parçası. Ben müzikle büyüdüm. Evimde belki her zaman çeşit çeşit yemek yoktu, sıcak su yoktu, pencelerde cam yoktu, fakat müzik hep vardı.

Peki kendini nasıl sahnede buldun? 

Ben bir göçmen kızıyım ve siyahım. Büyüyüp genç kız olduğumda başka seçeneğim yoktu. Çok küçük bir azınlık grubuna mensuptum. Çevremde de pek fazla siyah yoktu. İnsanlar beni dinlemiyordu; buna alışık değildiler. İlk sahneye çıktığımda ise çok gerildim, önümde duran bir yığın insandan ötürü. Ama sonra beni tuttular.

Kolundaki dövme ilgimi çekti. Nedir bu dövmenin anlamı? 

Onlar, benim tanrıçalarımın isimleri. İçimde yaşayan tanrıçalar. Büyük saygı duyduğum, hayranı olduğum, bana yoluma devam etmem için güç veren ve haklarında en iyisini istediğim kadınlar. Onlar, benim anneannem, babaannem, annem, teyzem, kız kardeşlerim, yeğenlerim ve kuzenlerim. Sadece kadınlar. Zaten erkeklerin bu dünyada yardıma falan ihtiyacı yok. 

Ekvator Gineli küçük bir kızdan dünyaca ünlü bir sanatçıya uzanan yaşam öykünü bir cümlede nasıl özetlersin? 

Dünya çok çılgın. Tanrı’ya şükür!

Son olarak seni Pedro Almodovar’ın ‘İçinde Yaşadığım Deri’ filminde gördük. Peki Antonio Banderas’la çalışmak nasıldı?

Şaşıracaksın ama Antonio Banderas, tanıyabileceğin en alçakgönüllü, en canayakın insan. Beni çok iyi karşıladı. Tamam, hepimiz canayakınız, fakat bazı sanatçılar, kendilerini koruma altında hissetmek için insanlardan uzak duruyor. Bilirsin, büyük yıldızlar... Evet, yıldızlar parlar, ama ısıtmaz. Fakat biz insanız ve sıcaklığa ihtiyacımız var. Antonio da etrafına sıcaklık dağıtıyor. Sette önce biraz gergindim, çünkü sinema alışık olmadığım bir ortam; her yerde başımı döndüren kablolar, kameralar, insanlar... Ve bir anda o kadar gerildim ki, Antonio elimden tutup “Dans et” dedi. Orkestra çalmaya başladı ve biz sahnede dans etmeye başladık. Ben o kadar aptallaşmıştım ki beni tamamen sakinleştirdi. Onda gerçek bir sihir var.

Şarkılarında melankolik bir hava var; bir aşk acısı, keder ve yalnızlık duygusu… Bu senin karakterinde mi var?

Yalnızlık, özgürlüklerin en büyüğü ve ben buna bayılıyorum. Bence yalnızlık, özellikle bir kadının kendini baştan yarattığı, sağlamlaştırdığı ve diğerlerinden farklı kıldığı bir yer. Aşk, karşındaki insana doğru ve kendine aksi yönde gitmek; yalnızlık ise kendi içine yönelmek. Ben de bu duygunun bilinciyle söylüyorum şarkılarımı. 

Gelecekte flamenkonun daha canlı ritmlerine ya da farklı füzyonlara yönelmeyi düşünüyor musun? Yoksa copla’lara (kadın odaklı İspanyol aşk şarkıları) devam mı? 

Flamenko ve elektronik müziğin füzyonuna doğru yöneleceğim. Esasen flamenko, copla ya da başka bir şey, ne söylediğimi bilmiyorum. Gözlerimi kapıyorum ve sadece söylüyorum. Çünkü flamenko, aslında küçük bir dünya. Copla da diğer bir küçük dünya. Blues ise bir başkası. Bense çok büyüğüm. Bütün bunları bir araya getirip her yerde var oluyorum. Zaten kendimizi küçük parçaların arasına hapsetmek için yeterince büyüğüz. 

Dünya değişiyor ve tabii flamenko da… Artık iki tarz flamenko var: Geleneksel flamenko ve flamenkoyla harmanlanan füzyonlar. Bazı İspanyollar, füzyonun gelenekseli öldürdüğü görüşünde. Bu konuda ne düşünüyorsun? 

Ben pürizmin (arıtıcılık) var olduğuna inanmıyorum. Böyle düşünenlerin unuttuğu bir şey var: Flamenko da bir zamanlar geleneksel değildi. Ve kendi dönemi içinde modern bir müzikti. Bence kendimizi kalıpların dışına çıkarıp özgür bırakmalıyız. Geleneksel olan zaten bir köşede duruyor; biraz da önümüze bakalım. Örneğin, İstanbul bu konuda çok akıllı bir şehir. Gelenekseli, modernizm ve fütürizmle harmanlamayı iyi biliyor. Bu, bana bir hayat dersi veriyor. Ben bugünümü geçmişimle birlikte var etmeliyim; aksi takdirde bir geleceğim olmaz. İstanbul’da öğrendim bunu.

Bu, İstanbul'a üçüncü gelişin. İstanbul’u anlatan bir şarkı yazsan, bu şehri nasıl tasvir ederdin?

Yoluna devam etmekten yılmayan, korkmayan bir şehir. Güçlü, kararlı ve kalbi rüzgâra daima açık. Çünkü buraya her geldiğimde yeni bir şey görüyorum. Bu şehir, hiç durmaksızın değişmeyi sürdürüyor ve buna rağmen hâlâ aynı kalmayı becerebiliyor.

‘Fahir Atakoğlu benim için büyük bir ışık’ 

Türkiye’den tanıdığın ve sevdiğin sanatçılar var mı? 


İstanbul’da müziği iyi bilen ve hatta bana da öğreten bir arkadaşım var: Fahir Atakoğlu. O, benim için büyük bir ışık. Bazen Türk müziklerini tanıtıyor bana. Bir keresinde beraber çalışıp albüm yaptığı bir sanatçının kaydını göndermişti. Sesi muhteşemdi. Ben de onunla bir düet yapar mıyız diye düşünüyorum açıkçası. Sertab Erener’di ismi. Türklerin melodi tarzı, bizim için oldukça yeni. Ama şunu anlamıyorum; neden Türk sanatçılar sınırları geçmiyor? Avrupa’da veya ABD’de, yeni tınılara ihtiyaç var. Ve sizin melodileriniz bizim için yeni. Size normal gelebilir, çünkü alışmışsınız, fakat bu güzellikten bize de verin biraz. Türk sanatçılardan rica ediyorum; lütfen İspanya’ya, ABD’ye, İngiltere’ye, vs. gelsinler ve biraz da bize eşlik etsinler.


Türkiye’deki hayran kitlen giderek genişliyor; konser biletlerin yok satıyor. Türkler seni sevdi sanırım, ne dersin?

Burada çok değerli bir kabilem var. Onlar adeta benim kabilem; onlara böyle diyorum. Bir fan kulübüm bile var;internet üzerinden Türk hayranlarımla sohbet ediyoruz. Türklerin ilgisi bambaşka. Her geldiğimde beni evimde hissettirmeyi başarıyorlar.






14 Nisan 2012 Cumartesi

demedi demeyin


-çok dizi çok film izleyin.tekrar tekrar izleyin. sonra dönüp yine izleyin.
-kızlar yürüyün yürüyün yürüyün.6 km den az olmasın ama. sonra aynaya bakın ebru şallı nın selülit savarı halt etmiş. yürüyün beni dinleyin gözünüzde güller açıyor yürürken renk renk kokulu kokusuz:)
-erkekler  gülün sevin.koklayın.gülün güldürün. gülün kucaklayın erkeksiniz sarıp sarmalayın.kendinizden uzaklaştırmayın demedi demeyin:)
-paraya tapmayın cimri olmayın hep bana hep bana demeyin yapmayın etmeyin! etrafımız sağımız solumuz kanser.yeyin için hediyeler verin yemekler ısmarlayın.paranın altında ezik ezik sesleriniz enerji emiyor dedik zaten  ama bu cumartesi de diyelim. demedi dersiniz sonra biliyorum ben sizi..
-dinleyin. dinliyormuş gibi yapmayın  çakıyor karşıdaki demedi demeyin!
-az kaldık az! koruyalım birbirimizi.biz biliyoruz birbirimizi.

-kararlar uygulanınca yıldızlar  hep size göz kırpıyor.  sadakat olunca güneş içinizden hiç çıkmıyor.aldatmayalım kimseyi. yanarsınız bak demedi demeyin.
-yeşil erik  kapıda dedim duydunuz mu:)
-daha bir sürü izlemediğimiz güzel film var müzik var blog var  yazmadığımız yazı var okumadığımız tonlarca yazı var da var. rakı var şarap var muhabbet var  demedi demeyin lan! muhabbet var koşun:)

ben de / yo, tambien



ne kadar sinema ödülü varsa hepsini hak eden ve en iyi 10 film listemde direkt ilk üçe yerleşmiş bir ispanyol filmi. nereden başlasam ki anlatmaya? bir sürü detay var; ağlatan, sersemleten, yine ağlatan.
 insan bu tarz yapımlarla karşılaşınca hep aynı cümleyi kuruyor " adamlara bak neler yapıyor? helal olsun" şeklinde. yapamayanlar olarak "bari anlatalım" bölümüne geçeyim ben hemen.

film aslında down sendromu nu anlatacakmış gibi hava verirken, aşkı ve insanı anlatıyor. aşk başa geldiğinde insanın algısının nasıl değişebileceğini gösteriyor. öyle ki aşık olan kişi, aşık olduğunun peroksitle kupkuru kalmış saçına;

" ne güzel yumuşak saçların var. "diyebiliyor.


down sendromu olan birinin kromozom sayısının fazla olduğunu, kocaman elleri, çekik gözleri, kısa boynu, küçük damak ve kocaman dili olduğunu bu yüzden konuşma güçlüğü çektiklerini de romantik-belgesel kıvamında veriyor.


normal insanların ne kadar hasta ruhlu olduklarını, engelli ya da sakat olarak anılan insanların ise ne kadar normal olduğunu gösteren bir film aslında. engelli de olsa her insanın aşık olabileceği gözümüze sokulurken, engelli gibi görünenlerin aşklarına daha fazla sahip çıkabildiklerini;


"o benim ruhum. onunla olmak zorundayım." gibi basit sade bir cümle ile anlatabiliyor.

film esas olarak down sendromu olan ama ailesi, özellikle annesi tarafından normal biri gibi yetiştirilmiş (üniversite mezunu,yüzen,basket maçlarına takılan,kürsüde mikrofonla konuşmalar yapabilen hatta piyano bile çalan) daniel ile, mutsuzluğu saçının dibine, üzgünlüğü dudaklarının kıvrımına yapışmış ve yaşadığı hayatı; çalışma masasındaki saksı çiçeğine benzeyen ( öyle bir çiçek ki suyu havası toprağı herşeyi ihmal edildiği belli.biraz yeşil görünse bile yere doğru siyahlamış, kurumuş, bakımsız aslında çöpe gidecek kadar ölmüş ama illa ki masada yaşatılan bir çiçek) laura'nın hikayesi.

-----
daniel-ben hayatımda hiç sevişmedim.
laura - ben de hayatımda hiç sevişmedim. ama bi sürü kişiyle yattım.
daniel- ne kadar çok kişi ile yattın ?
laura- bir oteli dolduracak kadar.
daniel- olsun ben seni olduğun gibi seviyorum.
laura-ama seninle sevişeceğim

-----
çok şey var anlatılacak filmle ilgili. çoğu harbi trajikomik. yazarsam gazı kaçmış cola gibi olur diye korkuyorum.

izleyin. izletin.







9 Nisan 2012 Pazartesi

yine mi güzeliz yine mi çiçek öksüz kaldı

kur masayı madam despina
kirli beyaz muşamba örtüleri ser
çek sediri asmanın altına
yanında bir ince müzeyyen abla

yine mi güzeliz, yine mi çiçek?
hamdolsun
taze mi bitti topik
canın sağolsun
amanın yine mi güzeliz, yine mi çiçek?
hamdolsun
altınbaş kadehe yağ gibi dolsun

gece çok genç, arzular şelale
haber etsek o yare
gelse bomonti'den
şereflendirse bizi
olsak teyyare 


söz:meral okay


benim için rakının karşılığı bu şarkı, bu şarkının karşılığı rakı.
benim için bu şarkı çoşku.gökkuşağı.muhabbet..sofra.dostluk...bahar bu şarkı benim için.. ama içimdeki bahar .bu şarkı hep iyi etti beni.hep besledi.bu şarkı bu gece ilk defa şimdi ağlattı.



meral okay



ölüm güneş yüzlülere yakışmıyor
ömür meral okay'a yakışırken..


tutkunuzu kutsadık. ışıklar içinde yatın!


8 Nisan 2012 Pazar

erkeklere tavsiyeler

-ter kokmayın mümkünse her sabah duş alın.
-saçınıza jöle sürmeyi bırakın.uzun saçlı iseniz saçlarınız bağlı iken daha çekici oluyorsunuz.
-poponuz yerde ise bacaklarınız ve boyunuz kısa ise aşırı düşük bel ve daracık paçalı pantolonları tercih etmeyin.
-dişiniz ve özellikle tırnaklarınız her zaman temiz olsun.
-omzunuza kazak boynunuza şal takmayın valla çok itici.
-kıyafetlerinizin rengi aşırı uyumlu olmasın kadın gibi giyinmeyin.süs yakışmıyor erkeğe.
-tarzınız yaşam stiliniz küpeye uzun saça uygun değil ise yapmayın etmeyin çok yapmacık oluyor.taşımak önemli her şeyi.
-dişiniz tırnaklarınız eviniz banyonuz mutfağınız her zaman temiz olsun.saçlarınız yağlı kirli olmasın.
-ilişkilerinizi ortalık yerde yaşamayın. facebook, twitter dan sözlükten ayar vermeye çalışmayın.oradan kıskandırmaya çalışmak falan ıyyy! insanı uzaklaştıran şeyler bunlar.erkeksiniz siz yahu susun biraz.
-akıllı telefonlarınızı bizimle birlikte iken daha az kullanın.her durumda itici. arkadaş iseniz de itici. sevgili iseniz daha itici.o telefon yerine elimizi avuçlayın hı?
-içinizdeki çocuğu asla öldürmeyin elbette ama lütfen olgun olun. milleti kendinize güldürmeyin.
-dişiniz tırnaklarınız eviniz banyonuz mutfağınız her zaman temiz olsun.ayakkabılarınız pis olmasın.
-sevgilinizle sidik yarıştırmak yerine ilgi yarıştırın.daha çok arayın.daha çok şefkat gösterin.daha az nazlanın.erkeksiniz siz beyler biz bir gelecez siz on:)
-dişiniz tırnaklarınız eviniz banyonuz mutfağınız her zaman temiz olsun.
-yalan yalanı doğurur. yalan söylemeyin.yalan olduğu zaman ne aşk olur ne sevgi ne bağlılık ne ilham ne motivasyon.yalan söylediğiniz de zeytinyağı gibi üste çıkacaksanız çıkın tamam (yedik varsayın)ama atarlanıp bizi kıskançlıkla itham etmeyin! ya da iftiralar atmayın! ki zaten kıskanç sevgili, yalan söyleyen aldatan sevgiliden daha üstün artık. kaşar çok memlekette değil mi dostum!
-seviyorsanız belli edin.havalara girmeyin havanız illa ki söner.
-yemek yapmayı bilin.eliniz yakışsın tavaya bıçağa salataya ona buna.
-şefkatli olun.
-dişiniz tırnaklarınız eviniz banyonuz mutfağınız her zaman temiz olsun.sadece bizim değil sizin de dötünüz görünüyor o düşük bel kotlardan. iç çamaşırınız iğrenç görünmesin.kimi kirli kimi çok beyaz ya da kimi aşırı büyük bol kottan taşmış kötü görüntüler yaratmayın! en iyisi siyah dar boxer.
-medeni olun kibar olun korkak olmayın.
.bencil olmayın hep bana hep bana olmaz öyle arkadaşım.
-kitap okuyun,film izleyin.okuyun yazın kısaca. 
-sekste bencil olmayın.sizin o çok ölüp geberdiğiniz hadiseler var ya! onlara biz de geberiyoruz. seksi hayvansı değil şölensi yaşayınız lütfen!
-dişiniz tırnaklarınız eviniz banyonuz mutfağınız her zaman temiz olsun.koltuk altlarınız oranız buranız sinek kaydı olsun:)
-ayrılırken adam gibi ayrılın! mevcut ilişkinizi bitirmeden, sizi hala sevgilisi sanan o kızcağıza haber vermeden parmağınıza nişan yüzüğü takıp sonra da gelip ağlamayın! madem nişanlandınız özledim mözledim diye mesajlar atmayın.hala seni seviyorum özlüyorum ayaklarına hele hiç girmeyin! nişanlınızdan karınızdan ayrılınca sakın kapımıza geri gelmeyin.kapılar kapalı size artık!
..
..
..

uzar gider.zaten de bu tavsiyeleri sadece kadınlar okur.

not:tavsiyeler sıkıcıdır.


7-8 nisan kahvaltıları




dün izlediğim filmde alzheimer ile ilgili araştırma yapan doktor, oyun yazarı film kahramanına dedi ki; "geçmişte yaşadığın bir olayı unuttuğun halde aynı geçmişte kurduğun fantazileri unutmuyo olabiliyorsun. -peki neden? diye sordu hepimiz gibi kahramanımız da. doktor "bilmiyoruz araştırıyoruz işte" dedi.


bu beyin ne manyak yahu! utanmıyo etmiyo.neler neler yapıyor bizden haberli habersiz.


bir de geçenlerde rüya ile ilgili bir yazı okumuştum.diyordu ki "rüyanızda hiç görmediğiniz mekan ya da hiç tanımadığınız yüzleri görüyorsunuz." düşündüm gerçekten gerçek hayatta hafızama kaydetmediğim görüntüler oluyor yüzler oluyor rüyalarımda. o zaman rüya işi de bilinç bilinçaltı işi değil tam. eeee!


e si be si ce si yok. akıl sağlığı lazım arkadaş! bana sana hırs küplerine cimrilere sinsilere ikiyüzlülere daha çok lazım. zaten çekilmiyorlar.


 beynin takıntılar bölümüne kafa yordum dün ve bu sabah.neden?


şimdi o manyak beynime yazmışım yürürken illa müzik dinlenecek diye. spor amaçlı yürümenin dışında bile biraz uzun ise gideceğim mesafe hemen takıyorum kulaklığımı.açıyorum müziği.ohh ne güzel!


mesela dün yürürken yarım saat sonra falan yeni kaydettiğim listede bir boşluk olmuş. müzik durmuş.bir süre haberim olmadı.etraftan kuş sesi çocuk sesi yaprak sesi karınca sesi diyemeyeğim tabi ama bir dolu gerçek ses gelince bir değişik oldum.güzel bir şeydi o değişiklik. sanki güneşi de içimi alıp  bulutta yürüyorum gibi bir his.nasıl anlatsam bilmiyorum ki?kulağımdaki melodiye kaptırınca kendimi ıskaladığım doğanın dokunması işte. 
vay be! diyor insan.çıkardım kulaklığı.eve kadar müziksiz devam ettim.


diyeceğim şu ki o manyak beynimizde takıntı bölümüne giren kayıtları bi yoklamak lazım.


nasıl arabamızı bakıma götürüyoruz zihnimizi de bakımdan geçirelim diyorum arada. pazar günleri daha uygun ruh bakım servisleri.benden söylemesi:)